Mimar Sinan'ın İstanbul'da Yaptığı Medreselerİzlenme Sayısı 20608

Mimar Sinan'ın İstanbul'da Yaptığı Medreseler

Eserleri dünya tarafından hayranlık uyandıran, büyük sanatkar Mimar Sinan’ın daha önce İstanbul’da bulunan camilerini sizlerle paylaşmıştık. Şimdi ise Mimar Sinan’ın İstanbul’da yaptığı medreseleri sizlere sunuyoruz.

SÜLEYMANİYE MEDRESELERİ

suleymaniyemedresesiSüleymaniye’de Kanuni Sultan Süleyman’ın 1550–1557 yılında yaptırmış olduğu külliye cami, medreseler, türbeler, hamam, imaret, darülkurra, darüşşifa, tabhane, sıbyan mektebi, arastalardan meydana gelir. Mimarı Mimar Sinan’dır.

Evvel, Sani, Salis, Rabi, Darü’l-Hadis ve Tıp Medresesi’nden meydana gelen külliyenin medreselerini Kanuni,ordusunun mühendis ve doktor ihtiyacının yanı sıra eğitim ve bilim için yaptırmıştır. Bunlardan Darü’l-Hadis Müderrisliğine daha önce Bağdat kadılığı yapan ünlü âlim Molla Yahya Bin Mureddin’i getirmiştir. Onun yanı sıra devrin ulemasından Kadızade Şemseddin Ahmet, Mimarzade Musluhiddin Mustafa, Karahisarlı Şeyh Mehmet Efendi de burada ders vermiştir. Tetüme Medresesinde Süleymaniye medreselerinde yüksek tahsillerini yapacak için de imkan sağlamıştır.

Süleymaniye Medresesinin yapımı ile birlikte o zamana kadar devrin ünlü kültür yuvarlarından Fatih Medreseleri ikinci planda kalmıştır. XVII. yüzyılda Süleymaniye Medreselerinde yapılan düzenleme ile burası 12 dereceye kadar yükseltilmiş ve bu düzen Osmanlıların son zamanına kadar sürmüştür. Süleymaniye Medreselerindeki eğitim İptidai’den başlayarak eğitimin en yüksek derecesi olan Darü’l-Hadis’le son bulmuştur.

Yapı topluluğunun meyilli bir arazide oturtulması için arazinin meyline uydurularak medreselere en üst kottan girilmiş ve bu kota dershaneler yerleştirilmiştir. Hücrelerin önüne kademeli revaklar yerleştirilmiş, revak dışındaki yerlere de iki yandan merdivenlerle inilmiştir. Avluya doğru bir cumba ile uzanan dershanelerin altına da birer çeşme yerleştirilmiştir. Medreselerde 21’er hücre, birer nişli medrese odası ve helâlar bulunmaktadır. Medrese hücreleri kare planlı olup, üzerleri kubbe ve tonozlarla örtülmüştür. İçlerine ocak nişleri ile dolap yerleri eklenmiştir. Ayrıca bunlar önlerindeki revaklara ve dışarıya dikdörtgen söveli birer pencere ile açılmıştır.

Süleymaniye Medreseleri kesme taştan, avlu etrafında sıralanmış medrese hücreleri ile dershaneden medrese1meydana gelir.Simetrik düzende bir iç avlu ile birbirlerinden ayrılan Salis ve Rabi medreseleri Osmanlıların yapmış olduğu medreseler içerisinde mekân yönünden en zengin kuruluşlardır. Caminin girişinin batısında Salis, güneyinde de Rabi medresesi yer almaktadır. Bu medreselerin altında dükkânları ile Tiryaki Çarşısı bulunmaktadır. Bu medreseler kare planlı bir avlunun çevresinde, kare planlı olarak yapılmışlardır. 20 medrese hücresi önlerindeki kubbeli revakların arkasına simetrik olarak sıralanmıştır. Rabi ve Salis medreseleri birbirine simetrik düzende yerleştirilmiştir.

Darü’l-Hadis Medresesi külliyenin cami mihrabının karşısında yapılmıştır. Kesme taştan yüksek kubbesi ile dikkati çeken bu bölümde Hadis ilimleri ile ilgili eğitim verilmekte idi. Caminin girişinin doğusunda Evvel, kuzeyinde de Sani Medresesi bulunmaktadır. Dar bir yolun iki tarafına simetrik olarak yerleştirilen bu medreselerin altında öğrenci hücreleri bulunmaktadır. Bu yapılarda 23 hücre bir dershane, helâlar ve müderrisler için bir ev bulunmaktadır.

Tıp Medresesi yapı topluluğuna 1552 yılında eklenmiş olup, Darü’l-Hadis ve Salis medreselerinin arasındadır. Bu medrese de dükkânlar üzerine oturtulmuştur. Tiryaki Çarşısının doğusunu oluşturan bu medresenin arkasına doğumevi yapıldığından özgün durumu hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Günümüze bu medreseden yalnızca Tiryaki Çarşısı üzerindeki bir sıra hücresi gelebilmiştir.

YAVUZ SULTAN SELİM MEDRESESİ

yavuzsultan_selimİstanbul Fatih’te, Vatan Caddesi ile Oğuz Han Caddesi’nin kesiştiği noktada bulunur. Medreseyi Kanuni Sultan Süleyman, babası Yavuz Sultan Selim’in anısına yaptırmıştır.

Mimar Sinan’ın eserlerinin listesini veren Tezkiretü’l-Ebniye, Tezkiretü’l Bünyan ve Tuhfetü’l Mimarin’e göre Mimar Sinan tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihini belirten bir kitabesi bulunmamaktadır. Ancak kaynaklarda medresenin 1548–1549 yıllarında yaptırıldığı belirtilmektedir. Medresenin dershanesi 1562–1563 yılında bir minare ve minber eklenerek mescide çevrilmiştir.

Medrese kesme köfeki taşından ve yer yer tuğladan yapılmış olup, bir duvar içerisine alınmıştır. Bu duvarın Aksaray’a yönelik cephesine anıtsal bir giriş, yanına da kitabesi bulunmayan bir çeşme eklenmiştir. Üzeri kubbe ile örtülü olan bu girişten sonra ikinci bir kapı ile avluya geçilmektedir. Bu avlunun çevresinde medrese hücreleri U şeklinde sıralanmıştır. Medrese, on dokuz hücreden meydana gelir ve, bir eyvan ile avluyu üç yönden çevriler. Avlunun ortasında bulunan şadırvan günümüze ulaşamamıştır. Medrese hücrelerinin önündeki taş ayaklar üzerine oturtulmuş kubbeli kasnaklı revaklar yuvarlak kemerlerle birbirleri ile bağlantılıdır. Kare planlı olan hücrelerin üzerleri pandantifli kubbelerle örtülmüştür. Bu hücreler revaklara birer kapı ile açılmaktadır. Ayrıca bunların dışarıya ikisi altta biri üstte olmak üzere üçer penceresi vardır. İçlerinde bulunan ocakların yaşmakları günümüze ulaşamamıştır. Ocakların üzerindeki dörtgen ve altıgen prizma şeklindeki bacaları kurşunla örtülü yüksek külahlar şeklindedir.

Medresenin dershanesi güneybatı yönünde olup, avlunun simetrik ekseninden yana kaydırılmıştır. Yalnızca revak kısmı avlu içerisinde olup, dershanenin ana kütlesi dışarıya taşırılmıştır. Dershane giriş revakı kırma çatı ile örtülüdür. Kare planlı olan dershanenin girişine mukarnaslı bir mihrap yerleştirilmiştir. Dört cephesinde iki alt, iki de üst penceresi bulunmaktadır. Dershanenin üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülmüş olup, kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. İçerisinde ilk yapılışına ait bezemesi günümüze ulaşamamıştır.

Medrese 1914 yılından sonra çevresindeki yangından zarar görmüş, 1918’de aşhane olarak kullanılmış ve aynı yıl yeni bir yangınla da harap olmuştur. Vatan Caddesi’nin açılması sırasında ortaya çıkan medrese 1958–1962 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Bundan sonra İstanbul Vakıflar Baş Müdürlüğü’nün yazma eserler ve halılardan oluşan teberrükât deposu olarak kullanılmıştır. 1968 yılında da medrese Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından İstanbul Vakıflar Baş Müdürü İhsan Erzin’in çabaları ile Yazı Sanatları Müzesi’ne dönüştürülmüştür. Bu müzenin Beyazıt Külliyesine taşınmasından sonra da 1994 yılından itibaren Sağlık Vakfına bağlı Şadiye Hatun Teşhis Kliniği olarak kullanılmaktadır.

ŞEHZADE SULTAN MEHMED MEDRESESİ

Külliye`de cami, sibyan mektebi, imaret, tabhane ve bir de medrese vardır. Şehzade Mehmet`in türbesi baş köşede, kıble tarafında kurulur. Türbe, 1544`te, külliye ise 1548`de biter.

 Dış avlu duvarının kuzeydoğu duvarını oluşturan yapılardan biri olan medresenin asimetrik bir planı vardır. Temelde klasik tipolojiye uygun, bir dersane ve yirmi hücreden , hücreler arasında girişin karşısında bir eyvan ve helalardan oluşan basit bir yapıdır. Dersanesi kıbleye dönüktür ve mescit olarak da kullanılmak üzere bir mihrap nişi vardır. Medresede de, camide olduğu gibi, taş polikramisi ve saçak kornişlerinin palmet dizisiyle süslendiği görülmektedir.

Giriş kapısı üzerindeki kitabede medresenin bitiş tarihi 953 (1546-1547) olarak verilmiştir. Bu medrese önce ellili, sonra da altmışlı medrese olarak İstanbul medreseleri içinde üst düzeyde payesi olan bir eğitim merkeziydi. 1950`den sonra kız talebe yurdu olarak kullanılmak için revakları camekanlarla kapatılmıştır.

HASEKİ SULTAN MEDRESESİ

Fatih’te Haseki semtinde bulunur.Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’ın Mimar Sinan’a haseki_sultan1538–1551 yıllarında yaptırmış olduğu külliyesi, cami, medrese, imaret, darüşşifa ve sıbyan mektebinden oluşur. Medresenin girişinde hücreler eklenmiştir.

Haseki Sultan Medresesi, camiden bir yıl sonra tamamlanmıştır. Çini süslemeleri ilgi çekicidir. Ziyarete kapalıdır.

ATİK VALİDE SULTAN MEDRESESİ

1570-1579 yılları arasında Mimar Sinan tarafından yapılan bir medresedir. İstanbul’un Üsküdar ilçesinin Toptaşı semtinde bulunur.

Atik Valide Sultan Camii avlusunun hemen aşağı kotunda yapılmış medrese, şu an kullanılmıyor ve bakımsızlık yüzünden mimari karakterini gün geçtikçe yitiriyor. Avlusuna girilemeyen yapı ne yazık ki ancak dışarıdan görülebilmekte.

MİHRİMAH SULTAN MEDRESESİ (ÜSKÜDAR)

mihrimah1547-1548 yılları arasında Mimar Sinan tarafından yapılan bu medrese, Üsküdar merkezde bulunur.

Günümüzdeki hastane olarak kullanılan Mihrimah Sultan Medresesi'nin iç avlusunun kapatılması ve yeniden düzenlenmesinin ardından özgünlüğünden çok şey yitirmiş durumda. Üstü kapanmış medrese avlusuna girilebiliyor fakat medrese odalarını gezmek için girmek mümkün değil.

MİHRİMAH SULTAN MEDRESESİ (EDİRNEKAPI)

Fatih Hatice Sultan Mahallesi’nde Edirnekapı surlarından girişteki Fevzi Paşa Caddesi üzerinde bulunur. Kanuni Sultan Süleyman (1520–1566) döneminde kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış olup, cami, sıbyan mektebi, çifte hamam, çarşı ve medreseden meydana gelmiştir.

Yapı topluluğunun bir bölümünü oluşturan medrese caminin iç avlusunun güneybatı ve kuzeydoğu kenarında on dokuz hücre ve iki küçük eyvandan meydana gelmiştir. Cami ve medrese avlusuna Edirnekapı surları tarafındaki iki kapıdan ve kuzeydoğudaki kayyum odasının altındaki merdivenlerden çıkılmaktadır. Medresenin yan girişlerindeki iki küçük hücre imam ve kayyum odaları olarak ayrılmıştır. Avlunun uzun kenarına hücre yerleştirilmemiştir. Bu medresenin bir özelliği de dershanesinin bulunmayışıdır. Medresenin güneybatısında, hücrelerin arkasındaki küçük avluya helâlar yerleştirilmiştir.

Kesme köfeki taşı ve tuğla hatıllı medrese odalarının önüne yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış bir revak yerleştirilmiştir. Bu revakların üzeri küçük kubbelerle örtülmüştür. Bunların arkasındaki medrese hücreleri kare planlı olup, üzerleri kubbelidir. İçlerine birer ocak nişi ile dolap nişleri yerleştirilmiştir. Ocakların dikdörtgen planlı, ince uzun bacaları kubbelerin arkasına sıralanmıştır. Avluda on altıgen planlı mermer bir şadırvan bulunmaktadır.

Medrese doğal afetlerden zarar görmüş ve kısmen de özelliğini yitirmiştir. Dershane kısmının bu afetler nedeni ile ortadan kalktığı sanılmaktadır.

MEHMED PAŞA MEDRESESİ

1568-1569 yılları arasında Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Eyüp merkezde, Eyüp Sultan Camii'nin hemen yanındadır.

Medrese günümüzde Sağlık Bakanlığı İstanbul Eyüp Sağlık Grup Başkanlığı'na bağlı Eyüp Merkez Sağlık Ocağı olarak kullanılmaktadır. Darülkurra da olduğu gibi, Sokollu Mehmet Paşa bu yapıyı da eşine adamıştır. Yapı mesai saatlerinde ziyarete açıktır.

RÜSTEM PAŞA MEDRESESİ

rustempasaRüstem Paşa Medresesi, Kanûnî Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’la evlenerek Osmanlı ailesine damat olan ve iki dönem (1544 – 1553, 1553 – 1561) Sadrazamlık yapan Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.

Mimari değeri çok yüksek ve örneğinde tek olan bu medresenin Atai’de inşa tarihi, 1547 görünüyorsa da kitabesinde 1550’yi göstermektedir.

Mimar Sinan, bu eserinde Osmanlı mimarlığında ilk kez Amasya’da, Kapı Ağası Medresesi’nde (1488) uygulanan sekizgen planlı avlu düzenini tekrar etmekle birlikte konuya kendi yorumuyla değişik çözümler getirmiştir. Dışarıdan 42 m x 43 m ebadında kare olan yapıda içerde sekizgen avluyla çevrili revakların arkasına 22 hücre yerleştirmiştir. Kareden sekizgene geçişi sağlayan köşe oda planları Sinan tarafından sadece bu medresede denenmiştir.

Rüstem Paşa Medresesi, boyutları, tasarımı ve işçiliği ile sultanlar adına yapılan medreseler düzeyinde anıtsal bir yapıdır. Sekizgen plan üzerine, özgün bir deneme olan bu yapının uygulamasındaki zorluklar, Sinan’ı bu şemayı tekrarlamaktan uzak tutmuştur.

Medrese, günümüze kadar 1843, 1868, 1893, 1903, 1916’da çeşitli tamirler geçirmiştir. Dış cephe duvarı kufeki taşındandır. Çevreyi harap eden büyük yangınlar medreseye de zarar vermiştir. 2009 yılında tekrar yeni bir resterasyon çalışması başlatılmış olup meraklıları Cağaloğlu'nda yerinde görebilirler.

SOFU MEHMED PAŞA MEDRESESİ

Kapıkulu süvarilerinden iken defterdar meşhur Baki Paşa'ya intisab ederek kethüdası olmuş 1038 Safer 1628 Ekim'de yeniçeri ağası Halil Paşa Erzurum valiliğine tayin edilerek Baki Paşa kethüdası Sofu Mehmet Ağa da yeniçeri ağalığına gönderildi, ise de yine aynı sene Kasım'da (Rebiülevvel 16) azledilmiştir. Sofu Mehmet Paşa 1046 H.-1636 M. de Aydın mahassılı bulunurken, katlolunan İbrahim Efendi'nin yerine başdefterdar olup 1049 H.-1639 M.'da azledilmiş ve 1051 H.- 1641 M.'de ve Kemankeş Kara Mustafa Paşa sadaretinde tekrar başdefterdar olarak malî ıslahat ile sikkenin düzeltilmesinde hizmeti görülmüştür.

Sofu Mehmet Paşa, Kemankeş'in ölümünden sonra yani 1053 sonlarında (1644 başları) Kara Hüseyin Paşa'nın yerine tekrar başdefterdar olup 1055 Şevval ve 1645 Kasım'da azlolunup yerine yeniçeri ağası olan Musa Paşa tayin edilip aynı zamanda vezirlik de verilmiştir.

Sofu Mehmet Paşa, defterdarlıktan son defaki azli üzerine Yenikapı tarafındaki konağında oturup Yenikapı mevlevî şeyhi Doğanı Hüseyin Dede dervişlerinden olması nedeniyle Yenikapı mevlevihanesine devam ettiği sırada Sultan İbrahim'in hal'ini îcabettiren ayaklanmada tecrübesine binaen ocaklılar kendisini sadrâzam seçmişlerdir. Bu ayaklanmada, Hezarpâre Ahmet Paşa'nın saklanması üzerine kendisinden mühr-i hümayun alınmadığından hasodabaşıdaki mühr-i hümayun yeni vezir-i azama verilmiş ve pâdişâh kendisinden damadı olan Hezarpâre Ahmet Paşa'nın öldürülmemesini istemiş ise de ocaklı bunu kabul etmediğinden Sofu Mehmet Paşa bunu pâdişâha arzetmek üzere saraya gitmiş fakat dayak yiyerek geri dönüp sadaretten istifa etmiş, lâkin ocaklı istifayı kabul etmemiştir; yeni vezir-i âzam, saltanattan hal'inden az sonra öldürülen Sultan ibrahim'in katlinde bizzat bulunmuştur.

Sofu Mehmet Paşa, yedi yaşındaki çocuk hükümdarın (IV. Mehmet'in) ilk 10 ayında saltanat atabeyi olarak ocak ağalarıyla beraber devlet işlerini görmüştür. Sadrâzam, bazı icraata başlayarak hazine masraflarını bir dereceye kadar azaltıp maaşlardan tasarruf ile fazla vazifeleri kaldırmak suretiyle gelir ile gideri mümkün mertebe dengeye yaklaştırmak istemiş ve bu icraati dolayısıyla sipahilerin isyanlarını yeniçeri ocağının yardımıyla bertaraf etmiş ise de bu yardım dolayısıyla her işe burnunu sokmak isteyen yeniçeri ağası Murat Ağa ile arasının bozulması ve istediği gibi hareketine mâni olan Büyük Valide Kösem Sultan'in düşmanlığı yüzünden Sofu Mehmet Paşa'nın eski serbestisine halel gelmiş ve o sırada donanmanın Venediklilere mağlûp olması vezir-i âzamın kusuruna isnad edilerek 1059 Cemaziyelâhır ve 1649 Haziran ayında azlolunup yeniçeri ağası Kara Murat Ağa sadrâzam olmuştur.

Sofu Mehmet Paşa azlini müteakib bir hafta kadar bostancıbaşı hapsinde bulunduktan sonra Malkara'ya, sürgün edilerek yeni vezir-i âzam Kara Murat Paşa'nın tesiriyle öldürülmüştür. Kabri oradadır. Tarihlerin kayıtlarına göre ölümünde 80 yaşını geçmişti. Vecihi ile Kara Çelebizâde, Sofu Mehmet Paşa'nın icraatini medh u sena etmekte iseler de Kâtip Çelebi aksini yazmaktadır; her üçü de aynı zamanda yaşamış ve icraatını yakından görmüş olduklarından aralarındaki büyük farkın sebebi anlaşılamamaktadır; fakat tarihî olaylar iyice incelenecek olursa Sofu Mehmet Paşa'nın bir hayli kusuru ve sofuluk perdesi altında bazı mezalimi görüldüğü için uluorta meth u senası doğru olamamakla beraber karışık bir devirde ve padişah hal ve katlinde bulunarak ocak ağalarının devlet işlerine müdahaleleri arasında hükümet icraatini I. Mustafa zamanında olduğu gibi ayağa düşürmemiş ve ağalar ile Büyük Valide Sultan'ı her işe karıştırmadığı için onların husumetine kurban gitmiş olduğu anlaşılıyor. Sofu Mehmet Paşa'nın Yenikapı yakınında kaleye bitişik camii ile Ayasofya tarafında da bir camii ve Nallı mescid yakınında bir medresesi vardı.

İBRAHİM PAŞA MEDRESESİ

Damat İbrahim Paşa Külliyesi'nin en önemli parçalarından biridir. Şadırvan'ı Külliyenin merkezi kabul edersek Medrese külliyenin bir yarısını kaplar. Külliyenin diğer bütün kısımları Şadırvan'dan öte tarafta kalır. Medrese günümüzde Doğu Türkistan Vakfı tarafından kültür merkezi olarak kullanılmaktadır...

SİNAN PAŞA MEDRESESİ

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Barbaros Bulvarı ile Beşiktaş Caddesi’nin birleştiği yerde Barbaros anıtının karşısında bulunan Sinan Paşa Medresesini, Sadrazam Rüstem Paşa’nın kardeşi Kaptan-ı Derya Sinan Paşa cami, çifte hamam ile birlikte yaptırmıştır. Yapı topluluğu Sinan Paşa’nın 1553 yılında ölümünden sonra tamamlanmıştır. Cami üzerindeki kitabede de caminin 1555 yılında tamamlandığı yazılıdır.

Sinan Paşa Camisi’nin avlusunda bulunan medrese hücreleri özgünlüğünü koruyamamıştır. Kare planlı, üzeri kubbeli odalardan meydana geldiği sanılan, taş ve tuğlanın almaşık düzende işlenmesi ile meydana gelen on iki medrese hücrelerinin üzeri bugün çatı ile örtülüdür. Bu çatının buraya ne zaman yerleştirildiği bilinmemekle beraber Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1930’lu yıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Yalnızca avlusundaki mermer şadırvan özgün hali ile günümüze gelebilmiştir. Medrese odalarının arkasında, içerisinde helâların bulunduğu küçük bir avlu vardır.

Kaynaklardan medresenin 1557 yılında öğrenime açıldığı, 1869 yılında 31 öğrencisinin bulunduğu 1914’te de kadro dışı bırakıldığı öğrenilmektedir.

ŞEMSİ AHMED PAŞA MEDRESESİ

semsiahmedŞemsi Paşa Medresesi (Üsküdar)İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Şemsi Paşa Semtinde, cami, türbe, sıbyan mektebinden meydana gelen Şemsi Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan medrese, külliye ile birlikte 1580 yılında Şemsi Ahmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır

Şemsi Ahmet Paşa, Sultan II Selim (1566–1574) ve Sultan III Murad (1574–1595) dönemlerinde vezirlik yapmıştır İsfendiyar ailesinden Kastamonu Beyi Kızıl Ahmet Bey’in torunu, Mirza Paşa’nın da oğludur Osmanlı Saray Okulu olan Enderun’da yetişmiştir Avcıbaşı, Bölük Ağası, Müteferrika ve Sipahiler Ağası olmuştur 1554 yılında Anadolu, bir süre sonra da Rumeli Beylerbeyliği yapmıştır Sultan II Selim tarafından vezirliğe yükseltilmiştir

Yapı topluluğunun avlusunun kuzeybatı yönüne medrese hücreleri bir şerit gibi yerleştirilmiştir On iki medrese hücresinden meydana gelmiş olan bu bölüm bir sıra kesme taş dizisi ve üç sıra tuğladan yapılmıştır Hücrelerin ön kısmında baklava başlıklı on yedi sütunun taşıdığı bir revak bulunmaktadır Buradaki sütunlar birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmışlardır Ancak medrese hücrelerinin duvarları üzerinde bu revaklarla ilgili kemer bağlantılarının izlerine onarım sırasında rastlanmamıştır Revakların üzeri düz bir çatı ile örtülmüştür Revak sütunlarında yeşil ve siyah porfir sütunlara da yer verilmiştir Üsküdar İskele Meydanı’nın düzenlenmesi sırasında yeşil bir sütunun bulunarak cami avlusuna getirildiği, bunun bir benzerinin de itfaiye binasında bulunarak aynı yere taşındığı dikkate alındığında revaklarda kullanılan sütunların ne şekilde olduğu da ortaya çıkmaktadır Bu bakımdan revakların orijinalinde yeşil ve siyah porfir olduğu sanılmaktadır

Günümüzde medrese hücrelerine revakların kenarından ve ortasında bir de sütun bulunan bir kapıdan girilmektedir Medrese hücreleri 295x295 m ölçüsünde kare planlı olup, duvar kalınlıkları 080 m dir Hücrelerden her birinin içerisinde birer ocak ile bir veya iki niş bulunmaktadır Hücreler altlı üstlü ikişer pencere ile aydınlatılmıştır Köşe odalarında cephe görünümü olduğundan buradaki pencere sayısı daha artmıştır

Medresenin dershane-mescidi hücrelerin ortasında, yapı topluluğunun da kuzeybatısındadır Yuvarlak kemerli bir kapıdan girilen bu bölüm 700x700 m ölçüsünde kare planlıdır Üzeri basık sekizgen bir kasnağa oturtulmuş kubbe ile örtülüdür İçerisi altlı üstlü on altı pencere ile aydınlatılmıştır Yapı topluluğunun diğer bölümlerinde olduğu gibi burada da süsleyici bir elemana rastlanmamıştır

Şemsi Paşa Külliyesi ile birlikte medrese de 1894 depreminde hasar görmüş ve İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü YMimarı Süreyya Yücel tarafından 1940 yılında onarılmıştır Medrese 1953 yılından itibaren Şemsi Paşa Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

HAMİD EFENDİ MEDRESESİ

Zeyrek’de, Unkapanı’na giderken sol taraftaki fil yokuşu üzerinde bulunan medrese, Bizans döneminden kalma bir temel üzerine, ebussuud efendi’nin halefi şeyhülislam hâmid efendi tarafından, on altıncı yüzyılın ikinci yarısında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.

1792 sayımında sadece 9 odalı olarak görülen medrese, 1914 tarihli teftiş heyetinin raporuna göre, o tarihte iki katlı idi ve oda sayısı 29 idi. bunlar altlı üstlü 13’er odadan ve ikisi kapının yanında, biri mescide bitişik olmak üzere 3 fevkâni odadan ibaretti.

1914 tarihli teftiş raporundan anlaşıldığına göre, alt kat odaları bodrum gibi olduğundan rutubetli ve dolayısıyla talebenin yaşamasına müsait değildi. fevkâni odalarının ise arka pencerelerinin olmayışı nedeniyle hava ve güneş ışığı almadığı belirtilmekteydi. bu nedenle, talebelerin ikametine elverişli olmadığı, ancak medresenin toplamda 40 civarında talebeyi alabilecek kapasitede olduğu belirtilmektedir.

Medrese, yirminci yüzyıla dek, birçok tamirat geçirmiş olmasına rağmen; bunlardan sadece ikisi hakkında malumat sahibiyiz. 1843 tarihli olanı küçük bir tamirattır. 1393 tarihli tamiratta ise, medresenin yol tarafından duvarının —tehlike arz etmesi nedeniyle— yıktırılıp yeniden yaptırıldığı kayıtlarda belirtilmiştir.

1914’teki raporlarda ahşap olduğu belirtilen medrese, çamaşırhanesi, gusulhanesi ve abdesthaneleri de dahil harap bir durumdaydı. 1914 tarihli teftiş komisyonu; 40 talebenin ikamet edebileceği büyüklükte ve arsasının da geniş oluşundan dolayı, binanın yıkılıp yeni bir medrese inşasının uygun olduğunu rapor etmiştir. 1918 yılında, binanın bir kısmında talebe kalırken, diğer bir kısmında muhacirler barınmaktaydı.

YAHYA EFENDİ MEDRESESİ

yahya_efendiYahya Efendi Medresesi, Şeyh Yahya Efendi dergâhı içerisindeki geniş bir alanda bulunuyordu. Mescit, hamam ve çeşmenin de yanında yer aldığı medresenin yapımına 1538’de başlanmış, XVIII. yüzyılda buna yeni binalar eklenmiştir. XIX. yüzyılda ise medrese arazisinin büyük bölümü Yıldız Sarayı ile Çırağan Sarayı bahçesi içerisinde kalmıştır.

1869 yılında düzenlenmiş olan medreseler listesinde bu medresenin ismine rastlanmayışı medresenin bu tarihten önce yıkıldığına işaret etmektedir.

GÜLFEM HATUN TÜRBESİ

İstanbul ili Üsküdar ilçesi Gülfem Hatun Mahallesi’nde bulunan Gülfem Hatun Camisi’nin yanında bulunan bu türbe XVI. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır.

Gülfem Hatun Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520–1566) cariyelerinden olup, Üsküdar’da kendi adına bir cami yaptırmıştır. Caminin doğusunda küçük bir hazire vardır.

Gülfem Hatun Camisi’nin yanında medrese, türbe ve sıbyan mektebi bulunuyordu. Bu yapı topluluğu 1850 yılındaki yangın sırasında bütün mahalle ile birlikte yanmıştır. Bu yangından on dokuz yıl sonra 1868–1869 tarihinde cami ile sıbyan mektebi halk tarafından onarılmıştır. Ancak medrese ile türbe onarılamamıştır. Bu nedenle de Gülfem Hatun’un türbesi yıkılmış ve günümüze yalnızca mezarı gelebilmiştir.

KIZLARAĞASI MEHMED AĞA MEDRESESİ

Küçük bir külliyenin parçası olan medrese 1580 yılında Topkapı Sarayı Darüssade ağalarından Hacı Mehmet tarafından yaptırılıyor. Bir Mimar Sinan eseri olan yapı, ustanın bir çok eserinde de rastladığımız gibi, topografyaya uygun bir şekilde inşa ediliyor. Dikdörtgen planlı avluya açılan hücrelere ve almaşık duvar örgüsüne sahip olan yapı halen kültür merkezi olarak hizmet veriyor.

 

mimarsinan_cami  suleymaniye_camisi

Mimar Sinan'ın İstanbul'da Yaptığı Medreseler ile ilgili Yorum Yazın

Adınız : E-Mail Adresiniz :